More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  "Biz insanlar öteki yara...PhotosProfileFriendsMore Tools Explore the Spaces community
View spaceSend a message
Age:
Interests:
....ve kendisi hiçliktir orada olan hiçbir şeyi göremez; orada olan hiçbir şey' in ta kendisidir NEDEN'İ OLAN, NASIL'A KATLANIR.ACI DER: "YIKIL!"

"Biz insanlar öteki yaratıkların ne üstünde ne altındayız."

"Bilge der ki, göklerin altındaki her şey, aynı yasanın ve aynı yazginin buyrugundadir."
July 03

Ask ÜstÜne

  Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz
şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey
değildir, gibi geliyor bana. Venüs'ün bize verdiği şey sonunda bir
boşalma hazzı değil mi? Tıpkı doğanın başka taraflarımızın
boşalmasına kattığı haz gibi. Bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık
yüzünden kötülük haline geliyor. Sokrates'e göre aşk, güzelliğin
aracılığıyla çoğalma arzusudur. Ama nedir, bu hazzın insana verdiği o
acayip gıdıklama, Zenon'u, Kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca,
saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı
anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden
kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip
kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş
dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son
kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? Bunlara
bakınca, Platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak
diye yarattıklarına inanasım geliyor. İnsanların bu en bulanık, en
karışık işinin en ortak işleri olması da doğanın bir cilvesidir, diyorum.
Böylelikle bizi denkleştirmek, akıllılarla delileri, insanlarla hayvanları
birleştirmek istemiş. İnsanların en ağırbaşlısını o bilinen hal içinde bir
düşündüm mü, bütün ağırbaşlılığı bir yapmacık oluverir. Tavus
kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır.

  Oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin
karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir. Biz de
pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama bunlar ruhumuzun göreceği
işlere engel olmaz, bu işte hayvanlara üstünlüğümüzü gösterebiliriz.
İşte gelgelelim öteki iş bütün düşünceleri, Platon'un bütün felsefesini
ve ilahiyatını emri altına alır, amansız hışmıyla bizi, hem de seve seve,
insanlığımızdan çıkartıp hayvanlaştırır. Başka her yerde az çok nazik
olabilirsiniz; başka her iş kibarlık kurallarına uydurulabilir, ama bu
işin hayvanca ve gülünç olmayan şekli düşünülemez bile. Bir arayın
da bulun bakalım bu iş bilgece ve edepli bir şekilde nasıl yapılabilir?
Büyük İskender, herkes gibi bir ölümlü olduğunu bir bu işte, bir de
uyumada anladığını söylermiş. Uyku ruhun kötü güçlerini sarıp
yokeder, bu iş de hepsini kaplayıp darmadağın eder. Onu sadece
mayamızdaki bozukluğun değil, hiçliğimizin, noksanlığımızın bir
belirtisi sayabiliriz kuşkusuz.

  Doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer, gördüğü işlerin en
soylusunu, en yararlısını, en güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da
bizi bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye utanır kaçarız,
perhizi sevap sayarız. Bizi yaratan işi hayvanlık saymaktan daha
büyük hayvanlık mı olur? Türlü ulusların dinlerinde vardıkları,
kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel
arzunun kötülenmesidir. Onun bir cezalanması demek olan sünnet bir
yana, bütün kanılar bu konuda birleşir. Hoş, bir bakıma insan denilen
bu budala varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan
taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz ya... İnsanın
doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa
koşa gideriz. İnsanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar
ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz. İnsanı
yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok
erdemleri içine alan bir şereftir. Biri günah, öteki sevaptır. Aristoteles
ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına
geldiğini söyler.

  Bazı uluslar yemek yerken başlarını bir örtüyle kaparlarmış. Bir
bayan tanırım, hem de en büyüklerden bir bayan, o da aynı kafada:
Çiğnemek hiç güzel bir hareket değilmiş, kadının zerafetine,
güzelliğine çok zarar verirmiş. Bu bayan iştahı olduğu zaman
herkesten kaçarmış. Başka bir adam bilirim ne başkalarını yemek
yerken görmeye, ne de başkalarının kendini yerken görmesine
katlanamaz. Karnını doldurmak, içini boşaltmaktan çok daha ayıp bir
iştir. Türk padişahının ülkesinde birçok insanlar varmış ki
başkalarından üstün sayılmak için kendilerini yemek yerken
göstermezlermiş, haftada bir tek öğün yerlermiş, yüzlerini gözlerini
param parça ederlermiş, kimselerle de konuşmazlarmış. Bu softalar
demek doğayı bozdukça değerlendireceklerini, yaratılışlarını hor
görmekle yükseleceklerini, ne kadar kötüleşirlerse, o kadar
iyileşeceklerini sanıyorlar. Şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi
kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor.
Hayatlarını gizleyen, başkalarının gözüne görünmekten kaçan insanlar
da var. Sağlık, sevinç içinde olmak onlar için en zararlı, en belalı
hallerdir. Değil yalnız birçok tarikatlar, birçok uluslar var ki
doğuşlarına lanet eder, ölümlerine şükrederler. Güneşe lanet edip
karanlıklara tapanlar bile var. Biz insanlar kendimizi kötülemeye
gösterdiğimiz zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz. Kafamızın, o her şeyi
bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü, öldürmeye kastettiği av
kendi kendimizdir.

  O miseri! quorum guadia crimen habent. (Gallus)

  Ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar.

  Bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler
uyduruyorsun. Az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini
kötülemeye özeniyorsun. Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya
çalışıyorsun? İçinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! O
kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? Doğanın seni
zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı
başka işler çıkarıyorsun kendine? Sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir
yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı
acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala. Üstelik bu yasalar ne kadar
özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde
arıtıyor senin. Mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı
sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildir. Bak,
bir düşün bunlar üzerinde: Bütün yaşamın böyle geçiyor. (Kitap 3,
bölüm 5)

 

Link


 

June 06

İnsan ve dış etkiler üzerine...

   "Zavalli seytan, bana ne
verebilirsin ki?
Yükseklere goz dikmis insan
bilincini,
Senin gibiler kavrayabilir mi
hic?
Sendeki gida doyurmaz insani,
Elindeki kizil altin, civa gibi,
Avcunun icinden akip gider,
Senin kumar masalarinda,
Kimse kazanmaz,
Daha sarilirken baskalarina bakar,
Gonderecegin kizlar,
Verecegin itibarin Tanrisal
gururu,
Kuyruklu bir yildiz gibi,
Kayar gider;
Bunlari mi sunacaksin?
Goster bana bakalim,
Koparilmadan curuyen meyveyi,
Her gun yeniden yesillenen agaci!"
August 11

"Faust"

"Tüm olup biten,
Sadece simgedir;
Eksik olan,
Burada tamamlanır;
Sözlere dökülemeyen,
Harekete dönüşür;
L'éternel-féminin,
Bizi Yükseklere götürür."
 
               Goethe
July 28

Yasalar Üstüne; Montaigne Denemeler.

Bir filozofu çiftleşirken yakalayıp, ne yapıyorsun diye sormuşlar: Bir

insan ekiyorum diye cevap vermiş serinkanlılıkla ve hiç utanmadan.

Sarmısak ekerken görülmekle bu işi yaparken görülmek arasında ayrım yokmuş onun için.

(Kitap 2, bölüm 12)
May 26

Dirty Hands

Dirty Hands

 

I suffer. My pain is now a scream of my selfishness’s most anthropoid filth; and that filth is full of very soft pain and love feeling that freting me…

 

People reminds me a huge dump, they are touching each other with their dirty hands. Touching dirty hands magnetize me, although it doesn’t seems nice. Everytime you touch, you feel the pain and love with a bad selfishness and you hope the God. Immediately after, you want to escape from this bad smell of dump, you want to scent purple flowers… Namely from a dump to another dump… And my purification will is growing in me with my despair. Even if i climb up very soft clouds that brings the rain, i am sure that i will keep suffering. However i am being painted purple on the very soft clouds with feeling disgousted. I’m touching clouds and yellow of sun behind them that reminds me expectation, is blinding me. And sun vaporizing dewdrops that i being besmeared hardly. Thus i’m coming back to my own reality. Hence, expectation is just soft melody that i nauseate.

 

Without realizing owing to thickness of these sounds, pain and fear has been sensual bond that belongs you and me; that exciting electric between us... That is a gift for me. A gift that scares me with it's thick screams and with pain tht it gives to me…

 

                                         Bahadır Bulut    

                                                                                  

May 22

mud....

There was mud on you heart.... it must be coming from the ground where ur brain walked....

                                     Bahadır